Sanat Tarihçisi Fehmi Gür'ün “Ortaçağ ve Sonrasında Kürt Mimarisi” isimli çalışması yayınlandı.
Mezopotamya topraklarında yaşayan her bir etnik yapıya ait kültürel ve sanatsal varlıkların olduğunu ifade eden Sanat Tarihçi Fehmi Gür, şimdiye kadar Osmanlı ya da başka medeniyetlere ait olduğu iddia edilen ve Türkiye'deki okullarda bu şekilde okutulan cami, medrese, türbe, han, kervansaray, külliye, kale, köprü, hamam, çeşme, ev, saray gibi birçok tarihi eserin aslında Kürtler tarafından yapıldığını söyledi.
Van'da yaşayan Sanat Tarihçi Fehmi Gür, 118 kaynaktan yararlanarak Mervaniler'den bu yana Kürtler tarafından yapılan önemli tarihi eserleri, mimari özelliklerini ve yapılış tarihlerini “Ortaçağ ve Sonrasında Kürt Mimarisi” adını verdiği kitapta toplamış ancak bazı kişiler tarafından eleştirilmişti. Bunun üzerine gazetemiz konu ile ilgili yazarla bir röportaj yaparak gerçeklerin gün yüzüne çıkmasına ön ayak olmak istedi. Bu kapsamda yapılan röportajı siz okuyucularımızla paylaşmak istedik.
“Ortaçağ ve Sonrasında Kürt Mimarisi” isimli çalışmanız yayınlandı. Yayınlanır yayınlanmaz birileri sizin bu eserinizin bilimsel olmadığını söyleyerek eleştirilerde bulundu. Ancak bizde gazete olarak sizden bu eleştirilere ve yayınladığınız çalışmanızdan okuyucularımıza bilgi vermenizi talep ediyoruz.
Mezopotamya tarihi gün yüzüne çıkıyor
M. Nezir Parsak / Şehrivan
Şehrivan: Okuyucularımız şunu merak ediyorlar; gerçekten bir Kürt Mimari’sinden söz edebilir miyiz?
Fehmi Gür: Sanat Tarihini sosyal bilimler içerisinde olmasından dolayı salt bilimsel olarak değerlendiremiyoruz. Keşke böyle olsa ama şimdiye kadar yapılan çalışmalar gördüğümüz kadarıyla bu şekilde yapılmadı, yapılamadı. Şimdi düşünün yıllarca dili, edebiyatı kültürü yasaklanmış bir etnik yapının yaşadığı bölgede bulunan mimari eserler bu yasaklanma döneminde incelenmiştir.
Biz burada araştırma yapanların emeğine saygı duyuyoruz, ancak şu bir gerçektir ki bu dönemdeki yapılan araştırmalar maalesef değerlendirme ve yorumlama noktasında sıkıntılıdır. Çünkü size maddi kaynağı sağlayan yapı burada bulunan halkın yıllarca Türk olduğunu savundu. Siz o zaman kalkıp bu yapıların başka bir millete ait olduğunu söyleyebilir miydiniz? Bu geçmiş açısından, geçmişi kendi içinde değerlendirdiğimizde anlaşılır bir şeydi, ancak gelinen noktada bazı kalıplaşmış fikirlerin değişmesi her şeyin ‘Orta Asya’ya-Pazırık Halısına’ dayandığı mantıktan kurtulmamız gerektiği noktadır.
Gelelim “Kürt Mimarisi” konusuna şunu açıkça söylemek istiyorum. Benim çalışmaya aldığım yapıların -eldeki verilere göre- tamamı Kürtler tarafından yapılmış yapılardır. Yaşadığımız bölgede Selçuklu ve Osmanlının varlığı inkar edilemez. Ancak biz bölgede yapılmış olan tüm yapıların kaynağının bu devletlere verilmesin toptancı bir zihniyetin ürünü olduğunu düşünüyoruz. Konunun iyi anlaşılması için bir iki örnek vermek istiyorum.
1. Biliyorsunuz Büyük Selçuklu devleti 1040 kurulmuş bir devlettir. Mesela Diyarbakır-Silvan merkezli Mervani Kürt Devletinin Diyarbakır’da yaptığı DAĞ KAPI 996 senesinde, Silvan Surları ise 1014–15 senesinde yapılmıştır. Bunları nasıl Selçuklu Mimarisi ya da Osmanlı Mimarisi içinde değerlendirebiliriz?
2. Bakın Gevaş’ta bulunan mezarlığa Selçuklu Mezarlığı deniyor. Soruyorum bulunan hangi kitabede ya da benzer bir materyalde Selçuklu Devletine ait bir iz bulunmaktadır. Genel üsluba bakıp bu Selçuklu eseridir demek kolaycı bir yaklaşımdır. Artık şunu fark etmemiz lazımdır. Bu topraklarda yaşayan her bir etnik yapıya ait kültürel varlık bu toplumun rengidir, zenginliğidir. Kürtler sırf Müslüman oldukları için mi kendilerine ait bir mimarileri olmuyor, olamaz. Neden Ermenilerden kalan yapılar Ermeni Mimarisi içinde yer alıyor da Kürtlere ait yapılar başka şekilde nitelendiriliyor?
3. Yine Ahlat’ta bulunan meşhur mezarlık için ‘Selçuklu Mezarlığın’ deniyor. Burada tespit edilen ve kitabeleri okunan mezar taşlarından dördü Ahlatşahlar sekizi Eyyûbilere, elli dördü Moğollar, dördü Bitlis hâkimleri (Ruzgiler-Şerefhanlar), dürdü de Safevıler devrine aittir. Tespit edilen mezar taşlarına göre ya Moğol Mezarlığı denebilir ya da Eyyubi Mezarlığı denebilir. Şimdi bir takım bilim insanları Selçuklu Mezarlığı diyorsa bizde bunu mu demek zorundayız? Asıl sorun yapının kimin tarafından incelendiği değil nasıl yorumladığındadır.
İnsanlar ‘Kürt Mimari’sini eleştirebilir. Peki, sormak lazım; yıllarca ele alınan pek çok mimari yapı nasıl nitelendirildi? Doğru ve bilimsel olduğu söylenebilir mi?
Şehrivan: Diyorlar ki; “Kitaptaki birçok bilginin kendisine ait ve bölümden başka bir bilim insanına ait çalışmalardan kes, yapıştır kopyalandığı” sözlerine ne diyorsunuz?
Fehmi Gür: Bakın şimdi o yapıları siz inceleseniz ve dipnot vermeden kendi bilgilerinize göre tasnif etseniz - ki bu çok zor olmayan yapılabilir bir şeydir- bu seferde bu kaynaksızdır, kendi bilgilerine göre mesnetsiz bir çalışma yazmış diyecekler.
Bakın bizim vergilerimizle devlet kaynakları kullanılarak araştırmalar yapılıyor ve sizde o araştırmalarda kullanılan ham bilgiyi alıyorsunuz dipnot ve kaynakça kullanarak değerlendiriyorsunuz. Eğer biz araştırmayı yapanların emeğini kendi emeğimizmiş gibi göstermiş olsak o zaman eleştirileri haklı olabilir. Ancak burada hazmedilmeyen husus kitabın “Kürt Mimarisi” olarak nitelendirilmesindedir.
Bakın demokratik açılımla birçok konuda zihniyet değişikliğine gidiliyor. Pek çok bilgi yeniden gözden geçiriliyor. Buna insanların saygı göstermesi gerekmektedir.
Şehrivan: Yine Kürt Mimarisi kastedilerek deniyor ki “böyle bir nitelemenin kabul edilemez” Mesela bir “Türk Mimarisi” çok eskilere dayanıyor deniyor siz ne düşünüyorsunuz?
Fehmi Gür: Doğrudur. Türk Mimarisi çok eskilere dayanıyor. Ancak daha önce de dediğim gibi günümüze pek örnekle gelmiş Kürtlere ait yüzlerce eser var. Ayrıca bir şey gözden kaçıyor o da şudur; Ele alınan yapılar İslam dönemi yapılarıdır. Bakın Kürtler 7. yüz yılda Müslüman olmuş ve daha ilk dönemlerden itibaren ihtiyaç duydukları yapıları yapmışlardır. Oysa Türkler 9. yüzyılın başlarında Müslüman olmaya başlamışlardır. Bu iki yüzyıllık dönemde yapılan yapıları nasıl değerlendirmemiz lazımdır.
Burada şunu açıkça söylemek istiyorum. Birileri Kürtleri özgün bir mimarisi yoktur diyor. Diğer taraftan birileri Kürtlerin İslam dinini kabul etmelerinden sonraki yaptıkları mimari yapıları es geçerek İslam öncesi dönemde Kürtler tarafından yapılmış yapılardan bir mimari inşa etmeye çalışıyorlar. Bahsettiğimiz bu iki cenah fikirsel olarak zıt görünseler de aynı şeye hizmet ediyorlar. O da bir halkın değerlerini bilerek yada bilmeyerek dejenere etmektir.
Şehrivan: Bir diğer eleştiri konusu da kitabın çok büyük bir iddia deniyor ve altının doldurulmadığına vurgu yapılıyor. Ne diyorsunuz?
Fehmi Gür: Ben kitapta da belirttim bu konu tartışılabilir. Ben sadece Kürtler tarafından yapıldığı herkes tarafından kabul edilen yapıların bir envanterini çıkarmaya çalıştım. Kitapta eksikler olabileceğini ben zaten kitapta da belirtiyorum. Bazıları benim metodolojik açıdan sorun olarak söylediğim şeyleri mal bulmuş mağribi gibi dillendiriyor bunu niçin yapıyorlar anlamış değilim. Ayrıca ben bir yüksek lisan ya da doktora öğrencisi de değilim. Sanki akademik unvanı olan birileri tüm sorunlarını çözmüş, çok güzel çalışmalara imza atmışta benimle uğraşıyorlar. Bırakın bu konuda kamuoyu yapılan çalışmalara ne değer verecekse kendisi karar versin. Toplum mühendisliğine gerek yok.
“Eski Hal Muhal; Ya Yeni Hal veya İzmihlal...”
Fehmi GÜR kimdir?
Yazar, Urfa Siverek doğumlu. 12 yılı aşkın bir süredir Van’da yaşıyor. Öğretmen olan Gür, evli ve iki çocuk babası. Yazarın çeşitli gazete ve dergide yazıları yayınandı. Bir dönem Van’da yayınlanan Şamram Dergisi’nin de Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. İki adet kitap çalışması olan yazarın ilk çalışması Mahmut AKSU müstear ismiyle yayınlanan “Bediüzzaman Said Nursi’nin Van Hayatı ve Medresettüz-Zehra” ile yeni yayınlanan “Ortaçağ ve Sonrasında Kürt Mimarisi” adlı çalışmalardır.