Aziz AYKAÇ yazdı... Van Times
Dünyada böyle bir parti ve böyle bir politikacı, böyle bir siyaset görülmemiş bugüne kadar?
Anaforun oluştuğu bir denizin suyu gibi dört dönüyor, her hangi bir yöne sabitlenmiyor, durmadan cephe değiştiriyor, istikrarsızlığını inatla sürdürüyor.
Demokrat Solcu tabanı temsil eden partisini en aşırı ve ilkel faşizme taşıyan, bunu demokrat çizgi ve anlayışından fersah fersah uzaklaştıran Deniz Baykal, bu ülkede kendisini tek adam mı sanıyor acaba?
72 milyon insanın inancı, siyasi-sosyal-kültürel, demokratik haklarıyla neden oynamak istiyor, neden ve nereden bu hakkı-gücü kendisinden bulabiliyor?
Ana muhalefet olmak, iktidarı eleştirmek başka, halkın inanç, giyim, özgür düşünce ve iradesiyle oynamak, bunu kendi hegemonyası altına almak başkadır.
Ülkede başlatılan demokratik çalışmalarına hayır diyor.
İnsanların ırk, dil, yaşam tarzı, insan gibi yaşamını hazmedemiyor, buna engel çıkmaya çalışıyor adeta.
İktidara, Başbakan’a, ona buna ters düşebilir. Sevmeyebilir. Onlara muhalefet edebilir, ancak bu kadar tutarsızlığa da hakkı olmasa gerek.
Oynadığı oyunlar, girip kamuflaj olduğu postlar, samimiyetsiz duruşu, birilerinin güdümüne hizmet edişi ve böylesi bir siyaset yapmaya çalışması anlaşılmıştır artık. Külah düşmüş, kel görünmüştür.
Sanırım Baykal ve ekibinin bu hırçın ve hakaretvari yol rotaları, bitişlerinin endişe ve telaşından kaynaklanmaktadır.
Hiçbir insanın kabul edemeyeceği, ülkeyi adeta kan gölüne çevirmeyi planlayanların, kardeşi kardeşe düşürüp iktidarı hayal eden bir örgüt zanlılarını desteklemek, onların avukatlığına soyunmak zaafına ve zavallılığına düşmüş Bay Baykal, şimdi de daha aşırıya giderek, toplumun inançlarına saldırmaktadır.
Vatandaşın inancını siyasetine alet etmeyi alışkanlık haline getiren Baykal ile ekibi, daha kısa süre önce çarşaflı kadınların çarşaf yakalarına partisinin rozetini takıyor, onlardan oy kazanmak için, parti üyesi olarak kabul ediyordu.
Şimdi cin çarpmış gibi kalkıp Mersinde, maşası olmuş bayanları meydana çıkarıp inananların giyimine hakaret ediyor ve çarşafları parçalayarak gündem yaratıyor.
İnananların çarşafı yırtılırken, Müslümanların inancına saldırı düzenlediğinin, hakaret ettiğinin farkına varmayacak kadar zafiyet içerisinde olan Sayın Baykal’ın bunu yapmaya hakkı yok asla. Çarşaf bir giyim tarzı ise, kimileri buna inanıyor ve tercih ediyorsa, Baykal ile aynı zihniyeti taşıyan beyinlerin saygı duymalarından başka çare olamaz.
İnsanlık bunu gerektiriyor. Demokrat ve sosyal yapı bunu gerektiriyor.
Şimdi Baykal ile CHP’si, neye, neden, ne amaçla hizmet ettiği herkesçe bilinmişken, böyle hırçınlanması, halkların demokratik haklarına adeta saldırması, antidemokratik kesimlerin girişimlerine destek çıkması asla ve asla tasvip edilemez.
Siyasi egosu, makam-mevki için benim giyim-kuşamım, dini inancım, ibadetlerimle uğraşanların eli kesilecek, hakaret eden o dilleri kesilecektir. İnanıyorum ki, Ergenekon onu kurtarmayacak, Mersin meydanlarında yırtıp ayakaltında çiğnediği çarşaflara boynuna dolanacaktır.
Deniz Baykal ile CHP’si bilmeli ki, bu ülke onların değildir, bu halk da onların baskılı oyunlarına asla sesiz kalmayacaktır.
Atatürk’ün gölgesine sığınıp, ülkenin temelini sarsmaya çaba gösteren, şu bu oyunlarını oynayan Baykal bu mantıkla asla iktidarı göremeyecek ve her seçim dönemlerinde suratında halkın sert sillesini bulacaktır.
Bu halk, geçmişte CHP yönetiminin Kur’an_ı, namazı, camileri, ezanı bile yasakladığı, inananların yeraltında, dehlizlerde gizli gizli Kur’an okudukları günleri unutmamıştır. O günler hala bu insanların yüreğinde kangrenleşmiş birer yara halinde iz bırakmıştır.
Baykal, artık çok oluyor galiba. Kendisini bu ülkenin tek gücünü sayıyor. Bu ülkede terörle, ihtilallerle iktidara taşınacağını hayal ediyor. Böyle imkânsız rüyalar görüyor. Halkın demokratlaşmasını, huzurunu, gelişmesini, kalkınmasını bir türlü hazmedemiyor gibi bir hırçınlık içerisinde.
İhtilal rejimlerinin Anayasasının değişmesine hayır diyor. Halkların haklarına ıh ediyor. Müslüman halkın inanç ve ibadetlerini hazmedemiyor. Tunceli katliamını kabulleniyor, benimsiyor, böyle katliamlarına devam edilmesini arzu ediyor.
Apandisti patlamış hasta gibi çığırtıyor. Kafasına taş düşmüş gibi dengesizleşiyor. Pusulasını şaşırmış gemi gibi rotasız yürüyor. Camiye yok, Kiliseye yok. Ne İsa, ne de Musa’ya yaranmam diyor. İla bu ülke huzursuz olsun, demokratikleşmemiş kalsın, kardeş kavgası devam etsin, huzursuzluk olsun, rant devam etsin diyor ve bunu istiyor.
Umut bağladığı çeteler çöküyor, Ergenekonlar bir bir ortaya çıkıyor. Ortak ve haberli olduğu oyun ve desiseler sökülüyor. Gizli-saklı herşey ortaya çıkıyor. Ve Baykal ile yandaşları bunların telaşı içerisinde rahatsız ve huzursuz oluyorlar. Hergün daha bir hırçınlaşıp halkın insani ve yasal hak-hukukuna saygısız kalıyorlar.
Herşey olabilir, ama Baykal ile CHP’si ve kendini bilmez çevresi, benim inancıma, giyim tarzıma saldırması asla kabul edilemez.
Baykal, aklını başına toplamalı, bu tür taşkınlık ve zaaflık içine düşüp boğulmamalıdır.
Yırtıp yerlerde ayakaltına aldığı çarşaf parçaları boynuna geçebilir ve boğabilir.
Bu arada Van CHP İL Başkanı ve teşkilatını da bu konuda duyarlı olmaya, gereğini yapmaya davet ediyoruz.