Yeni bir yıla giriyormuşuz.
Kimimiz yine başlayacak boş yere yeni yıl mesajlarına anlamlar yükleyerek, barış çığlıkları atmaya.
Eh bu daha iyi gibi. Durduk yere savaş naraları atmaktansa, kaos çığırtkanlığı yapmaktansa…
Bunca ıstıraptan sonra!
Sözüm ona, bu sefer kesin yeni bir yıla gireceğimizi düşünen ve bu yeni yılın barışı getireceğine milletimi inandırıp boş hevese sürükleyenlere, duygularını istismar edenlere.
Peki, bu yeni yıl şu anki hadiseleri bir milat gibi kesip ortadan mı kaldıracak?
Daha anlaşılır olsun; 2010’un acaba 9’undan ne farkı olacak? 9’unun bile 8’inden farkı yok bir kere.
Yahu olur mu öyle şey?
Nasıl farklılık yaşanmadı diyene de “Olumsuz yönde bir şeyler olmuşsa da onu da ben önemsemem zaten” olur cevabım.
Ha bu arada, kendi acizliğimizden “kimilerinin hassasiyeti var kardeşim” diyerek kimi konulara da hiç değinmiyoruz.
Biraz da tembellik.
Durun ben de biraz tembelleşeyim ve bir kereliğine de tavsiyesini edeyim.
Kimse yazacak bir şey bulamıyorsa, zahmet edip de oranın, şuranın köşesini bucağını söz de umut haykırışlarıyla işgal edip milleti oyalamasın, bu yeni dediğimiz yıla geçiş süresince.
Kimse umuda dair bir şey yazmasın mı?
Evet yazmasın!
Peki ya barış?
Kardeşim oyalama kimseyi!
Derim şimdi sana, bana onlara, devlet aklına.
26 yıllık bir meselenin sırf çözümsüzlüğünde ısrar edildiğinden, ortaya çıktığı günden bu yana, gün be gün kangren halini almasının engellenmesinde hangi barış umudu, yeni yıllara girişlerde, bayramlarda, seyranlarda verilen sözde barış mesajlarıyla yerini buldu da, bu kez yazacak, çizecek, karalayacak başka bir şeyler bulamama endişesinden, hangi akla hizmet ettiğimizi bilmeyerek “sulh” kelamını evire çevire yine kendimize yediriyoruz.
Bırakın da o mesajları şimdiye kadar vermeye korkan, bu nizamı korumak isteyen o müessese, bu kez gerçekten samimi bir üslupla versin!
Ben bağırayım, sen bağır, o bağırsın, ne çıkar?
BİR ELİN NESİ VAR, İKİ ELİN SESİ VAR
Kimileri bir şeyler açıyor. Açtığı şeyin sahiplerine sormadan.
Eeee… bu kadarı olacak tabi.
Yükü ağır geldiyse paylaşmalı, hiç çekinmemeli, ama sözde bir zaferin bencilliğini şimdiden yapıyorsa, kusura bakmasın evdeki ve çarşıdaki hesabın uyuşmayacağı başından belli.
‘O DEMOKRASİ’
Diyecek pek de fazla şey yok aslında. Her şey ortada. Demokrasinin bir kez daha kelepçelenerek adliyelerin önlerinde diz çöktürülmesi, yerini dolduran demokrasinin bir kurumun, bir gece ansızın yıpratılmasına müsaade etmesi, fakat bazı ulaşılması zor arşivleri on yedi yıl arayla hatırlaması.
Şimdi o demokrasi varken bile, KPSS kurban aday adaylarından ölümlerin işitilmesi, o demokrasinin, çocukları anne- babalarından ayırıp yurtlara hapsetmekle ve en doğalından sağlık hakkından mahrum bırakmakla tehdit eden sözün sahibini, ileride de tehditvari tutumlar takınmaya sevk etmesi, yaratıldığı çevreler açısından hiç de hayra alamet değil.
Bırakın ‘O demokrasiyi’
Bize sade ‘DEMOKRASİ’ lazım.