Dünyanın en eski ve en kutsal mesleklerinden biridir; hekimlik. Tarihi geçmişi belki de insanın ilk yaralanmasına kadar giden hekimlik mesleği, Hipokrat’la birlikte sistematik hale gelmiştir. Bundandır ki tıp fakültesini bitiren bütün hekim adaylarına her şeyden önce Hipokrat Yemini içtirilir.
Bu yemin belki toplumun birçoğu tarafından bilinmeyebilir ancak hepimiz bu andın adını biliyoruz: Hipokrat Yemini! Tıp fakültesini bitirip doktorluk diploması alan her hekim adayı bu andı içmek zorundadır.
Hekimlerin amentüsü olan; "Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime ve bilgilerimi insanlık aleyhine kullanmayacağıma mesleğim dolayısıyla öğrendiğim sırları saklayacağıma hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı göstereceğime din, milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime mesleğimi dürüstlükle ve onurla yapacağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim" bu yemin, hekimlerin hangi koşul ve şartta olursa olsun kesinlikle her şeyden önce bu mesleğe ihanet etmemeleri ve yemine sadık kalmalarını esas alır.
Hal böyle iken, günümüz hekimlerinin tamamını dahil etmesek bile çoğunluğu, neredeyse içtikleri yemini ve mesleklerinin kutsiyetini unutmuş yada unutmayı çıkar edinmişlerdir. Elbette hala günümüzde bu yemine gerçekten de sadık kalan ve insan yaşamı ve sağlığını her şeyden üstün tutan hekimler var; Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü gibi. İngiltere’de yaptığı işe göre aldığı maaşı fazla görüp, hakkı olan parayı aldıktan sonra gerisini tekrar İngiltere Sağlık Bakanlığı’na gönderen İngiliz hekim gibi.
Ülkemizde hangi hastaneye giderseniz gidin; hemen hemen tüm duvar, pano hatta kapılara “Hasta Hakları” asılıdır. Bu duyarlılık, hastanelerin yada hekimlerin anlayışı değil bilakis 01. 08. 1998 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve 51 maddelik “hasta hakları” kanununa istinadendir. Bu hakların duvara çivilenmesi, bu hakların kullanılıyor olduğunu da göstermez.
Öte taraftan, 20 Ocak 2010 Çarşamba günü TBMM genel kurulunda tartışılıp kabul edilen tam Gün Yasası, başta hekimler olmak üzere birçok oda ve sendika tarafından itiraz edildi. Tam Gün Yasası, tüm reaksiyonlara rağmen bence hükümetin aldığı müsbet kararlardan biridir. Zira, pratisyen hekimlerin dışında birçok uzman hekim, hastanede muayene yapması gereken hastasına özel muayehanesinde muayene yapmaktaydı. Bu da hem hastanın zamanına hem parasına ve hem de vatandaşın vergileriyle ayakta duran devletin zararına neden oluyordu. Hekim, devletten para alırken hastasını da özel muayehanesine gönderiyordu.
Tüm bunların yanında bir de bu meslekte yaşanan katı kast yapısından söz etmek yanlış olmasa gerek. Devlet hastanelerinde görev yapan bir hekim sanki memur değilmiş gibi yaklaşım içine girmekteydi. İstediği zaman mesaisini başlatan istediği zaman da bitiren bir dokunulmaz hekim sınıfı. Düşünün; bir kentin en üst düzey devlet memuru vali iken, ilin valisi sabahın köründen bazen gecenin bir vaktine kadar çalışıyorken bir doktor neden kafasına estiği gibi mesaiye gitsin. Madem devlet memurusun o halde herkes için mesai neyse senin içinde öyle olmak zorundadır.
Evet, Tam Gün Yasası bu kaotik ve başına buyruk çalışma tarzına son vermek adına çıkarıldı. Ancak, bu kez de bazı hekimler şark kurnazlığıyla yasayı delmeye çalışıyorlar. Bazı hasta yakınları bana ulaşarak hastanede yaşadıkları rezaleti ve şark kurnazlığını şikayet ettiler. Geçen gün bir vatandaşın eşi doğum yapmak için hastaneye götürülmüş. Burada kadın, doğum yaptırılması gerekirken muayene yapan hekim, kadının eşine “hastanı muayehaneme getirip muayene ettirmen gerek. Aksi halde hastaneye yatırmam. Belleş hastaneye yatırıp ücretsiz tedavi etmem” demiş.
Öte taraftan bir ucubelik de geçen gün, basında da yer alan Fethat Atacan adlı gazeteci arkadaşımızın oğluna tetkik yaptırılması için 22 ay süre verilmesi olayıydı. Ferhat Atacan’ın kalp hastası oğluna tetkik yaptırılması için 22 ay süre verilmesinin ardında yine hak edilmeyen ücrettir.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu ve benzeri örneklerde de görüleceği gibi bazı hekimler, yasaya rağmen yine bildik açgözlülüklerini hayata geçirmekte ısrarlı. Bu açgözlüler, birçok dürüst hekimi ve hekimlik mesleğini ayaklar altına aldıklarının farkındalar mı?
Her defasında hekimliğin kutsiyetinden dem vuran bu şark kurnazı açgözlüler, içtikleri yemini, toplumun hekimlik mesleğine biçtiği manidar payeyi hiçe sayarak kendilerini topluma dayatıyorlar. Evet, hekimlik yeryüzünün en kutsal mesleğidir. Açlık sınırının altında yaşamak durumunda kalan topluma rağmen ancak bu açgözlüler, hala keselerine daha fazla para tıkıştırmak için çaba sarf etmekte. Ve bunlar hekimlik mesleğinin adeta mezar kazıyıcıları haline gelmiştir.
Mesleğin ulviliğinin ardına sığınarak her şeyi parasal döngü içine çekmeye çalışan ve hastaları artı değer olarak gören bu anlayışı ve anlayışa kaynaklık eden parayı ve açgözlülüğü bakın Shakespeare, Atinalı Timon'da nasıl dile getiriyor:
"Ne o? Altın mı?
Sapsarı, pırıl pırıl, değerli altın mı? Hayır, tanrılar,
Açgözlü alığın biri değilim ben. Kökler, ey duru gözyüzü!
Karayı ak; çirkini güzel; haksızı haklı; alçağı soylu;
Yaşlıyı genç; korkağı yiğit yapmaya yeter bunun bu kadarı.
Ah, tanrılar neden bu? Neden bu, ey tanrılar!
Bu sarı köle, dinler kurar, sonra yıkar;
İleçliyi kutsar; cüzzamlıyı taptırır; hırsızı alıp
Üne, özgüye boğar, yanyana oturtur ulu kişilerle;
Budur işte yeniden evlendiren kırk yıllık dulu;
Kapanmaz yarasıyla en umutsuz hastayı
Merhemler, kokularla bir Nisan gününe çeviren de bu.
Git, körolası maden parçası, insanlığın orta malı, sen,
Ulusları birbirine düşüren."
Ve daha ilerde:
"Sen ey sevimli kral katili ve ayıran
Piçinden babayı! Sen kirlettin parlaklığınla
Hymen'in tertemiz yatağını! Sen cesur Mars!
Sen her dem taze, sevilen, zarif zampara,
Yanağının pembeliğiyle eritirsin sen
Dia'ın kucağındaki kutsal karı!
İmkansızlıkları birbirine yaklaştırıp,
Öpüştüren onları! Her dilde konuşup,
Her anlamda laf eden, sen göze görünür tanrı!
Sen, yürek yaralayan, düşün,
Kölen insan başkaldırıyor; kullan gücünü,
Birbirine düşür onları, öyle ki hayvanlar
Yeryüzünde imparatorluk kursun!"