İlkel Kominal toplumdan sonraki tüm insanlık tarihinin özlediği ve Altın Çağ diye adlandırdığı bilinçsiz paylaşımcı toplumsal yaşamdan itibaren özlenen yaşam tarzını sistematize eden Karl Marx, bürokrasiyi “asalak” olarak tanımlar.
Gerçektende hiçbir üretim ve artı değer yaratamayan sadece kağıt parçaları ve dosyaların içine gömülen bürokrasi, devletin halktan topladıkları vergilerle ihya olmuştur, şimdiye değin. Bari devletin onlara yüklediği o gereksiz işleri layıkıyla yerine getirseler yine yanmayacağım.
Sorarım size; Şimdiye kadar işinizin düştüğü bürokrasi aygıtından hanginiz “git yarın gel” cevabını almadınız? Ya da hanginiz, evrak düzenlemeden hastanızı tedavi ettirdiniz? Veya hanginiz evraksız ölünüzü gömebildiniz?
Zaten gereksiz olan bürokrasi aygıtı var karşınızda birde bu gereksizliğine rağmen iş yapmayan kamu görevlilerinin vurdumduymazlıkları adamı çileden çıkarıyor. Kardeşim, zaten üretmiyor sadece tüketiyorsun bari sana verilen işi adam akıllı yap! Bürokrasi çarkının içinde kala kala bu adamlar, tam bir Oblomov olup çıkıyorlar.
Alt kademelerdeki kamu personelinin durumu bu iken peki ya işi gücü emir vermek olan müdürlerin, kurum amirlerinin durumu nasıl acaba? Onların durumu daha vahim: kendilerine tahsis edilen deri koltuklarından kalkmaya kalkmaya kıçları yosun tutmuş, adeta. Siz vergi veren yurttaşlar, göbek bağlayıp ahkam kesen bu amir ve müdürlerin kaçını saha da, işin başında görebiliyorsunuz? Yada ne zaman görebilme fırsatı yakaladınız. Özellikle son dönemlerde bu durum kırılmaya çalışılıyor ama kafi olmuyor. Bu koltuk delisi göbeği şiş adamlara saha da iş yaptırılmaya çalışılıyorsa da gösterilen performans hiçte iç açıcı değil.
Ben şimdiye kadar tek bir müdürü, kurum amirini yapılan işin başında, sahada görebilme şerefine nail olamadım (birkaç kişi hariç; onların hakkını teslim etmek gerek). Tabi, gazeteci olmamızdan dolayı “gelin burada şu iş var” dinelerek göstermelik yapılan seremoniler hariç.
Birkaç kişiyi burada deşifre etmek istemiyorum. Zira siz halkımız, kentte sizin için, kent için kimin sahada olduğunu idrak edebilme dirayetine sahip olduğunuz kanısındayım. Bununla birlikte ben gerçekten taktire şayan bir kurum amirinden söz etmek istiyorum: Van Belediyesi Fen İşleri Müdürü Orhan Şenkaya’dan!
Evet, Van Belediyesi Fen İşleri Müdürü Orhan Şenkaya, 29 Mart Seçimlerinde DTP’nin belediyeyi kazanmasının ardından Fen İşlerinin başına geçirildikten sonra belediyenin yaptığı tüm işlerin başında bulunuyor. Gerek kent merkezinde ve gerekse de kenar mahallelerde yapılan tüm alt yapı, asfalt, kaldırım, kanalizasyon gibi işlerin başında bizzat yer alarak ekiplerini doğru koordinasyon ve azami bir verimliliğe kanalize ediyor. 29 Mart yerel seçimlerinden sonra Van Belediyesinin gerçekleştirdiği ve benim takip ettiğim tüm çalışmalara gittiğimde bıyıklarının ardından içten bir tebessümle biz gazetecileri karşılayan Orhan Şenkaya, hemen yaptıkları işleri bize anlatmaya çalışıyor. Gözlüklerinin ardından ışıldayan gözleriyle, şevkle-heyecanla kendini merkeze koymadan belediyenin nereye ne kadar hizmet götürdüğünü yada götürmeye çalıştığını bıkmadan-usanmadan aktarıyor: “…mahallesinde….metrelik yola…küp asfalt dökeceğiz. Bugün başladık…günde bitireceğiz.” Sabahın erken saatlerinden gecenin bir yarısına kadar işinin başından hiç ayrılmadı. ‘Abi nasılsın?” soruma karşın “Şamranaltını bitirdik, İskele Caddesini bitirdik, ekiplerimiz Van’ın muhtelif yerlerinde çalışmalarını süratle bitirmeye çalışıyorlar. Daha sonra hava şartları uygun giderse planladığımız mahallelerdeki çalışmalarımıza geçeceğiz….” demeye başladı. ‘Ya abi, nasılsın diye sormuştum’ dediğimde ise sadece o harika gülüşüyle tebessüm eylemeyi yeğledi. Orhan Şenkaya, kendine tahsis edilen koltuğunda kıç ve göbek büyütmek yerine personeliyle kendine verilen işi biran önce bitirmeyi yeğliyor.
Orhan Şenkaya’yı gördüğüm her seferinde bu güzelim kentin, dünya mirası Van Gölü’nün bulunduğu Van’ın daha bir güzelleşeceğine olan inancım artıyor. Onun çaba ve gayretleri benim tüm karamsarlığımı bertaraf edip aydınlık-güzel günlere olan inancımın güçlenmesine neden oluyor.
Sevgili Orhan Şenkaya: seni her gördüğümde büyük usta Nazım aklıma geliyor: “Motorları maviliklere süreceğiz. Çocuklar inanın, inanın çocuklar. Güzel günler göreceğiz, güneşli günler. Motorları maviliklere süreceğiz ...”